CERKEŞLİ ÖMER
Yazar : Sadık Softa
Yorum Sayısı : 1
Okunma : 255
Tarih : 22 Şubat 2008 08:51
â??Sene1915..Mayıs Ayının dördüncü günü..â??â??diye başlayan bir hatırayı nakledeceğiz size...
Bu hatıra I.Cihan Harbinde 3.tümen, 32.Alay,I.Tabur, 2.Bölük Kumandanı Muallim Fuad Gücüyenerâ??e ait..
Gücüyener, harble ilgili hatıralarını â??â??Birinci Cihan Harbiâ??nde Tanıdığım Kahramanlarâ??â?? isimli kitapta toplamış ve 1956 senesinde yayınlanmış.. Kitapta, Çerkeşli Ömer ile birlikte 9 kahraman var..
İkinci sırada yer alan Çerkeşli Ali oğlu Ömerâ??i kumandanı özetle şöyle anlatıyor:
ÇANAKKALE CEPHESİ
â??1915 senesi, Mayıs ayının dördüncü günü. Çanakkale cephesinde Kumakale muharebesi zaferle sona ereli bir hafta oluyor.
Bir evdeyim..Karşımda.boğazın bize nazaran sol,yani karşı kıyısının nihayet bulduğu Seddülbahirâ??de düşmanın büyük bir ordugahı var. (â?¦) Seddülbahirâ??in önü, yeni kurulmuş harp ve nakliye gemileriyle dolu!. Nereden gelip nereye döndükleri bilinmeyen bu nakliye gemileri mekik dokurcasına durmadan gidip geliyorlar.. Gelirken asker, giderken sadece yaralı götürüyorlar..
ÇERKEŞâ??Lİ
Takımın askerleri arasında, cesaretin zirvesine yükselmiş, hazırcevap vermenin üstadı olmuş bir asker var.
Adı Ömer..Doğumu Çerkeş bu askerin.
Muharebe seyretmeğe, her hadiseyi vuku anında gözleriyle görmeğe delicesine meraklı. Bu sebepledir ki, çeşitli bahanelerle ikide bir tarassut odama giriyor. Biliyorum, o bir fırsat bulup dürbünle karşıya düşman tarafına bakmak için can atıyor âdeta..
Bir aralık:
-Ömer ,diyorum..
-Efendim!. Nidasıyle sıçrayıp karşıma dikiliyor.
-Haydi diye ilave ediyorum. Al şu dürbünü birazda sen seyret karşıdaki düşmanı bakalım..
Seviniyor. Kaparcasına bir hamlede dürbünü elimden alıyor. Kafesin önüne gidip diz çöküyor. Ve başını sağa sola çevirerek, görebileceği her yere, süratle göz gezdirirken bir müddet onu kendi haline bıraktıktan sonra soruyorum:
-Seddülbahirâ??in önünde neler var?. İyice görüyor musun Çerkeşli?.
-Görüyorum efendim; vapur dolu kıyamet orası!..
(â?¦)
-Bil bakayım içlerinde ne var onların? Bilemezsen, tahminde mi edemezsin? Her birinde binleri askın asker var Çerkeşli!..
(â?¦)
-Her vapurda bin yaralı olsa.. Sekiz bin eder.. On bin deyi ver şuna.. Demek oluyor ki düşmanın en az bir fırka askeri güme gitmiş! Ölüleri de cabası!.. Deyip susuyor. Düşünüyor bir süre.. Hiç ses çıkarmıyorum..
KIRMIZI ÜZÜM
Ve sonra elindeki dürbünü yanındaki arkadaşına vererek bana dönüyor:
-Müsaadenizle beyim, diyor. Dün akşam bütün hepinize tatlı yerine üç avuç dolusu kırmızı üzümler vermişlerdi. Bütün gün akşama kadar karşıdaki düşmanın ne halde olduğunu göremediğimden sizinde suratınızı asık olduğu için acaba düşman ilerliyor mu diye şüpheye düştüm. Bu şüphe içime rahat vermedi. İş böyle olunca kim yer kim bakar üzüme? Şimdi feraha kavuştum artık. Gidip şu üzümleri rahat rahat yiyeyim..
KARANLIĞI SEÇEN GÖZLER
(â?¦)
Eve dönüp istirahat edeceğim sırada telefon çalıyor:
-Buyurun, burası 3. fırka karargahı?..
-Saatinize bakınız?
-Dokuz..
-Saatiniz doğru. Şimdi söyleyeceklerime iyi dikkat ediniz. Bundan iki saat sonra Alay Kumandanınız Kaymakam Nureddîn Beyâ??i bulacaksınız. Tam saat on birde.. Unutmayınız..
Emri alıp telefonu kaparken, birden bire aklımı başıma topluyorum. Nöbetçi çavuşu çağırıp â??gözleri karanlığı sçen silahlı bir asker hazırla bana.â? diyorum.
AŞK Kİ, NE AŞK!..
Her yerde olduğu gibi, orada da kendisini gösteren Çerkeşli Ömer:
-O asker ben olayım. İstediğiniz gibi, gözlerim karanlıkta her şeyi seçemezse eğer, kanım katlim helâl olsun size! diye yalvarmağa başlıyor.
-Peki ama Ömer, sana bir vazife emredilmeden, kendi kendine gelip böyle bir iş istemene sebep ne?..
-Aşk endim aşk!..
-Ne aşkı Ömer?
-Askerlik ve muharebe aşkı! İstiyorum ki ben, elimden geldiği, gücümün yettiği kadar, fırsat varken bu vatana, bu millete hizmet edeyimâ?¦
(â?¦)
KARARGÃ?HTA
Taburumun bulunduğu Kumkale mezarlığının bin metre arkasında alay karargâhını buluyorum. Karargâh, üç beş küçük, portatif çadırdan ibaret!
Her zaman uyanık ve dinamik olan alay kumandanı Kaymakam Nureddin Bey, belli ki beni bekliyor..
Saat gecenin tam on biri..
Selâm verip karşısına dikiliyorum.
Beni beklediğini söylüyor ve devam ediyor:
-Bu gece, Kumkaleâ??nin hemen solundaki sahilden düşmana bir baskın yapacağı!.
Bu söz beni şaşırtıyor:
-Nasıl olur kumandan bey? Düşman denizde, biz karadayız, diyorum.
Kumandanın cevap vermesine fırsat kalmadan, yanımda bir zabit beliriyor. Kumandana hitâben:
-Efendim.. Beni üçüncü tabur kumandanı gönderdi. Kumkaleâ??nin solundan düşmana ateş açacak olan iki top şimdi buradan geçecek. Rehberlik edecek zabiti istiyorum.
Topçu zabitinin bu sözünü duyunca, baskının mahiyetini anlıyorum. Demekki bana verilen vazife mühim. Bir yanlışlık yapmak korkutuyor beni. Yanımdaki Çerkeşli Ömerâ??e tenbihliyorum:
-Sen de dikkat et! Duydun ya, toplar yerine en kısa mesafeden gidecek.
â??MERAK ETMEYİNİZâ?
O, usulca bana şu cevabı veriyor:
-Siz merak etmeyiniz. Kumkaleâ??nin her tarafını karış karış biliyorum ben. Emrederseniz baştaki birinci topla beraber gideyim.. Kafileyi en kısa yoldan götürürüm..
Ben ve birçok topçu zabiti, Kumkale yolunu tutuyoruz. Önümüz sıra bir katar halinde, serî ateşli toplar gidiyor. Toplar atlarla değil, bizim alayın 2. takımı çekiyor. En önde Çerkeşli Ömer yürümektedir. Nihayet, 12 topun 12 namlusu, Sebdülbahirâ??deki düşman ordugâhına çevriliyor. Her şey tamam. Kırk direkli Agamemnon kuruvazörü bizden 200 metre sağda nöbette duruyor. Torpidolar geziyor.
Önümüzden bize çok yakın bir torpido uzaklaşırken bir ses, â??ateş!â? emrini veriyor. 12 top birden sarsılıyor.
(â?¦)
Sürekli top atışları gece karanlığını yarıyor.
Sabah oluyor..
Yarı geceden beri İntepeâ??ye atılan top sesleri diniyor. Düşman ordugâhını dürbünle seyrediyorum. Şu karşıda daha dün akşamına kadar büyük bir ordugâh vardı. Bu sabah bir yığın enkaz görünüyor.
5 TEMMUZ 1915 SABAHI
Saat, tam üçü kırkbeş geçe..
Kitre Köyü önündekidüşman siperlerine onbin kişilik bir süngü hücumu başlıyor!.. Kurşun sesleri, mitralyöz patrtıları, bomba gürültüleri arasında yer yer süngü parıltıları görülüyor.
Takımımızın yarıdan fazlası, siperin geniş bir çıkış yerinden ileri atılıp yere yatıyor. Sağında, bu siperin ikinci bir çıkış yerinden öne fırlamak isteyenler bir yaylım ateşine hedef oluyor, duraklıyorlar. Az sonra arka arkayaüç bomba patlıyor. Ve bir panik baş gösteriyor. Çıkış noktasında duraklayanlar birer ikişer takımın çıkış hattı hizasına geliyorlar.
Bu arada ne zaman ve nasıl gittiğini bilmiyorum, o düşman siperine çoktan girmiş olan Ömerâ??in:
-Bombaları ben attım! Gelin arkadaşlar, kaçanları sağ bırakmayalım!.. diye kükremiş aslan gibi haykırışı kurşun seslerini mitralyöz patırtılarını, bomba gürültülerini bile bastırıyor.
18 TEMMUZ VE BİR KUTLU ŞEHADET
18 Temmuz GÜNÜ..
6 Temmuzâ??dab beri yatakta olduğum Tekirdağ hastanesi baş doktoru, ben ve benim gibi yarası ağır olan 23 zabit ile 100â??e yakın askeri sırsıyla İstanbulâ??da Maçka hastanesine göndermek için sedyelerle iskeleye gönderiyor.
Çanakkale2de Akbaşâ??tan aldığı yaralılarla beraber, bizi de İstanbulâ??a götürmek için iskelede bir vapur bekliyor.
Hastanenin deniz kıyısındaki bahçesindeyim. Güneşin altında uzanmış, sıramı bekliyorum. Yanıbaşımda, bahçe duvarının demir parmaklıklarına yaslanmış olan bir doktorun, yanındaki arkadaşına:
-Bu gece 34 şehidimiz var. Gazîlerin sevkinden sonra, akşama kadar onlarla meşgul olmak lâzım!..
İçime bir hüzün çöküyor. Taburumun yaptığı süngü hücumunun hayâli.. Kirte köyü.. Ve o cehennemî saha, gözlerimin önünde canlanıyor. Doktora:
-Beyefendi, bu şehîdlerin bir listesi var mı sizde?. Bir görsem, diye ısrar ve rica ediyorum.
Doktor, az ötede duran bir hasta bakıcı kadına:
-Ayşe hanım; masamın üzerinde büyücek sarı bir kağıt var.. Onu al, gel!.. emrini veriyor..
Büyük bir nezaketle elime verilen sarı kâğıt üzerine, sıra ile uzun satırlar halinde yazılmış şehîdlerin künyelerini okurken, gözlerim kararıyor.. Bunu hisseden doktor:
-Veriniz efendim ben okuyayım, siz dinleyininiz.. diye kağıdı elimden alıyor.
Okuduklarının hepsi de 3. fırkanın muhtelif alay, tabur, bölük ve takımlarına mensup kahramanlar ama, hiçbirini tanımıyorum.
Nihayet, sondan üç evvelki künyeyi:
3. fırka, 39. alay, 3. tabur, 9. bölük, 3. takım efradından: Ali Oğlu Ömer, Çerkeş!.. diye okuyunca, gözlerim yaşarıyor. Ağlıyorum!..
Doktora:
-Tanıdığım kahramanlardan biri olan bu harika adam, dini, imanı bütün olan bu büyük Türk, yarayı neresinden almış? diye soruyorum..
-O, bir değil ki, diyor.. Onâ??a kadar çıkabilirsiniz..
Ve sonra, başımı kaldırıp ufuklara bakıyorum:
Bu vatanı, bu milleti yaşatmak için hayatlarını veren şehîdlere mahsus Alahâ??ın cenneti, gözlerimin önünde beliriyor.
Çerkeşli Ömerâ??in, bu cennet içinde yaşadığını görür gibi oluyorum.
şeref IŞIK beye teşekkürler paylaşımları için